| | Üretsiz Blog oluştur

ÖZEL FOTOGRAF VE ŞİİR DÜNYAM

Oyhanata'dan Çanakkale Destanı (Oyhan Hasan BILDIRKİ)(Konuk Yazarlar)Dostyazıları

 26 Mart 2008 Çarşamba 08:59

          Aydınlı yazar Oyhan Hasan Bıldırki'den Çanakkale Destanı'na özel kitap yayınevinden çıktı. Aydınlı araştırmacı yazar Oyhan Hasan Bıldırki'nin kaleme aldığı Çanakkale Destanı adlı kitap satışa çıktı.Yaşar Çağbayır'ın, Bıldırki'nin imza attığı çalışmaya yaptığı yorum ise şöyle:"Çanakkale"den bahsedilirken “destan” sözü de peşinden gelir. Çanakkale, destanla özdeşleştirilmiştir. Çünkü Çanakkale"de yaşananlar, yaşatılanlar gerçek olmasına rağmen insana gerçeküstü imiş gibi gelir. Gerçeküstü gibi görünen ama, yüzde yüz gerçek olan olaylarla doludur. Yıllar önce Kocaklar (Alperenler) diye bir kitap okumuştum; Dede Korkut havasında. Bir çırpıda bitivermişti. Hani Kitâb-ı Dedem Korkut âlâ Taife-i Oğuzan adını taşıyan altı yüz yıl önce kaleme alınmış 12 destansı hikâye var ya işte onun yirmi birinci yüzyılda devamı olarak yazılmış 12 destansı hikâye daha... Beni çok etkilemişti. Aynı şekilde geçen yıl da Azerî yazarlardan Anar Resuloğlu Rızayev"in kaleme aldığı Dédé Qorqud"unu okurken de aynı duyguları yaşamıştım. Ben Dede Korkut üslûbunu çok severim. Öyle uzun uzadıya tasvir bölümleri yok gibidir. Ama kişiler, yerler, olaylar bol bol sıfatlarla bezenerek anlatılır. Bakın şu duanın ve duadaki ifadelerin güzelliğine: “Yerli kara dağın yıkılmasın. Gölgeli kaba ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kanatlarının ucu kırılmasın. Kadir, seni nâmerde muhtaç etmesin. Koşarken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Allah"ın verdiği ümidin kesilmesin. Âhir sonu arı imandan ayırmasın. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Derlesin toplasın, günahımızı adı güzel Muhammed"e bağışlasın hanım hey!..”
           Benzer ifadeyi Anar"ın Dédé Qorqud"unda da bulabiliyoruz. “Boğazca Fatma yemék yeyirdi. İri bir baş soğanı ézmişidi, yumurlayıb tikénin üstüné qoymuşdu, indi bu yeké loxmanı ağzına tıxayıb, üstündeén barmağıyla basırdı, az qalırdı néfési késilé. Ayna Mélék ona dérdini danışırdı. Fatma yeméyindén qalmadan ula asırdı, ara bir başını déyéyé soxan uşaqların hérésine bir tiké verib yola salırdı.”
           Bu girişten sonra Bıldırki"nin son yayınladığı kitabına dönecek olursak, 1989 yılında yayınladığım Söke kitabında yer alan şu ifadeleri aynen tekrar etmek durumundayım:
          “Bıldırki, Dede Korkut üslûbunda kaleme aldığı millî hikâyelerini Koçaklar"da toplamıştır. Çanakkale gibi milletimizin bütün fertlerini can evinden yaralamış olan kahramanlıklar yumağından etkilenmiş olarak bu hikâyeleri yazmış olduğunu ifade ediyor.”
           Sonrasını Çanakkale Destan Destan"ın önsözünden takip edebilirsiniz. O yıllarda kardeş kavgasından başımızı kaldırıp da tarihimize ve tarihî değerlerimize şöyle bir göz atmak fırsatını bulamamıştık herhalde. Çanakkale ile ilgili sadece birkaç milliyetçi dernek veya kişiler söz ediyordu. İşte bu yüzden Bıldırki, Çanakkale"yi konu edinen hikâyeleri yazmak lüzumunu hissediyor ve kendisini bu yola hasrediyor. Bence sadece hikâyeleştirmiyor. O hikâyeleri bir de “Oğuz"un tamam bilicisi Korkut Ata”nın üslûbuyla süslüyor.

           Dede Korkut üslûbunu taklit etmek kolay değildir. O günün diliyle söylemeye kalkışırsanız başarılı olabilirsiniz. Ama o zaman da anlaşılmazsınız. O üslûbu, bugünün Türkçesiyle taçlandırmalısınız ki, güzel bir ifade çıksın. Hem olaylarıyla tarih, üslûbuyla bir başka tarihi yaşayasınız. Şu anlatıma şöyle bir göz atalım: “Kara gece bitip tan yeri ağarınca, koçlar koçu Mustafa Kemal kalkıp yerinden doğruldu. Cümle komutanlarıyla birlikte yola koyuldular. Kara dinli kâfirin otuz adım berisindeki Conk Tepesi"ne geldi. Siperlerdeki gazi dervişlerimize, alp erenlerimize güzel sözler söyledi. Hepsinin gönlünü hoş eyledi. Hücum vaktine kadar koçlar ve koçaklarımızla şakalaştı.” Aydınpost Özel

   

     

SUAT TUTAK’IN ÖZGEÇMİŞİ VE MEVCUT INTERNET SİTELERİ...(Özel Siteleri)

                   Şair, Gazeteci ve Yazar Suat Tutak; 7 Eylül 1945 günü Aydın ili, Söke ilçesinde doğdu. Babası Davut Tutak, 93 Harbi Kafkas Muhacirlerindendir. Üçü erkek, ikisi kız kardeşin en küçüğüdür. Babası Davut, Kurtuluş Savaşı’nda kendi atı ve silahı ile gönüllü olarak Kuvay-ı Milliye’ye katılıp, Afyon Cephesi İLKKURŞUN denilen mevkide yaralanan, bir Kurtuluş Savaşı Gazisi’dir. 1313 tevellütlüdür. İbrahim ve İdris amcası Çanakkale’ye gönüllü olarak gidip savaşa katılmış, İbrahim amcası şehit olup orada kalmış, İdris amcası da Çanakkale’de kalıp ne olduğu bilinmeyen, kayıp askerlerdendir. Annesi Zehra ise ev hanımıdır. Annesi 1958 yılında vefat eden şair, on iki yaşında anneden öksüz kalıp büyümüş, babası Davut ise, Şairin askere gitmesinden yirmi gün önce, 6 Mart 1965 tarihinde vefat etmiş, yirmi gün sonra da şair Suat, öksüz ve yetim olarak askere gitmiştir.             Suat Tutak; İlk, Orta ve Söke Akşam Ticaret Lisesi’ni ilçesi olan, Söke’de bitirmiş, Eskişehir Anadolu Üniversitesi (AÖF) İşletme Bölümü 2. sınıftan öğrenimine ara vermiştir. Ekonomik nedenler sebebiyle, çocuklarının Lise ve üniversite çağı gelmesi nedeniyle okula ve öğrenimine son vermek zorunda kalmıştır. Şairin; A. Mustafa, H.Taner, Melek, Muharrem ve Murat adlarında ikisi evli, H.Taner nişanlı olmak üzere beş çocuğu vardır. Suat Tutak; yaşamında Edebiyata, kültür ve sanata çok önem vermiş, 1960 yılından buyana edebiyatın her dalında diyebileceğimiz, çeşitli eserler vermiştir. Ayrıca Tiyatro oyun yazarlığı, Si-nema senaryosu çalışmaları, amatörce yağlı boya resim çalışmalarını sürdürmüştür. Resim dalında da 2’lik Ödülü gibi aldığı ödülleri vardır. 657 Sayılı Devlet Memuru emeklisidir. Söke Belediye-si’nden 1993 yılı Mart ayında emekli olmuştur. Suat Tutak’ın 1980 yılında ilk şiir kitabı olan, “SEVGİ BAAHÇESİ” yayınlanmış, elinde mevcudu kalmamış, tükenmiştir. İkinci baskısını planlamaktadır. 1998 yılında da ikinci şiir kitabı olan “CANIMSIN TÜRKİYE’M “ adlı kitabı yayınlanmıştır. Ondan da elin de kalmıştır. Şair Suat; bilgisayarda hazırlayıp ciltleterek, birer örnek şeklinde elinde bulundurduğu, ekonomik nedenlerle baskısını yaptıramadığı, “BAZEN AĞLAMAK GEREKİR “ adlı romanı, “YAŞAM TÜNELLERİ “ adlı öykü kitabı, on beş öyküden oluşmaktadır. “ANILARLA SÖYLEŞİ “ adlı ikinci öykü kitabı,   “ŞİİR KÜLLİYATIM” Cilt-1 adlı tüm şiirlerini içinde toplayacak olan ve 3 cilt olacak olan DİVANI, “ GÖNÜL ÇİLESİ “ adlı  şiir kitabı, “SEVGİYE ÖMÜR VERDİM” adlı şiir kitabı, “GÖNLÜMDEKİ ÇİĞ DAMLALARI” adlı şiir kitabı, “ZAMANA TUTUNMAK “ adlı şiir kitabı, GÜL YAPRAĞINDA AŞKI YAŞAMAK” şiir kitabı ve “HAYAT BÖYLE BİR ŞEY (Her son başlangıçtır) adlı Tiyatro oyunu,“BİR BAŞKADIR ŞİİRDE YAŞAMAK” kitapları basıma hazır olarak beklemektedir. Ekonomik ortam doğdukça bu kitaplar basılıp, okuyucusuyla buluşacak-tır. Şair Suat Tutak; bu sürekli üreticiliği yanı sıra Söke kentinde bu güne kadar yapılan kültür ve sanat etkinliklerine katılmayı, vazgeçilmez bir görev sayıp katılmış, çok sayıda şilt, başarı ödülleri, çok sayıda teşekkür ve takdir belgeleri almıştır.Bu çalışmaların yanında 1967 yılında Söke’de Amatör bir Şehir Tiyatrosu kurmuş, Hababam Sınıfı oyununu sahneye koymuş, oyunda kendisi de küçük bir rol almıştır. 1992 yılında Söke Hacı Halil Paşa Halk Kütüphanesi Koruma Derneği’ne bağlı olarak SÖKE BEŞPARMAK Kültür ve Sanat Dergisi’nin yaşama girmesinde kurucu olarak büyük emeği vardır. Ardından; 2001 yılında Söke Şairler ve Yazarlar Derneği’nin kuruluşuna yine Kurucu üye olarak katılıp, yönetiminde görev almış, halen bu derneğin Kurucu Başkanlarından ve ONURSAL BAŞKANI’dır. Dernek kuruluşundan bir yıl sonra 2002 yılı Eylül ayında, Söke SARIZEYBEK Edebiyat, Kültür, Sanat ve Turizm Dergisi’ni yayın hayatına sunmuştur. 1990’lı yılların ikinci yarısında Söke TV’de bir süre Haber Editörlüğü, YENİ SÖKE Gazetesi’nde de Haber Müdürlüğü yapmış, Gazeteci-Yazar-Öykü ustası Abdullah Ziya KABAK ile birlikte, Söke Esnafın Sesi Gazetesini kurup, yine ekonomik nedenlerle merhum Mehmet Ali AKKAR’I gazete sahibi olmaya ikna etmiş, kendisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, Abdullah Ziya KABAK da, Genel yayın Yönetmeni ve kurucu üye olarak kalmışlardır. Daha sonra Mehmet Ali AKKAR’IN ölümü ile gazetenin yayınına mirasçılarınca son verilmiştir. Diğer taraftan her iki dergi de halen yayın hayatını sürdürmektedir. 2004 yılında Sarızeybek Dergisi ve dernek yayını olarak zorlu bir çalışmaya girmiş, 4–5 aylık yoğun bir çalışma sonucu “YURDUMUN ŞAİRLERİ “ adlı antolojinin içinde 70 adet şair ve yazarı bir araya getirip, biyografi ve eserlerinden örneklerle, fotoğraflarıyla güzel bir eser hazırlamıştır. Söke Ekspres Gazetesi’nin basım yeri olan Cumhuriyet Ofset matbaasında basılmaktadır. Her iki ayda bir okuyucusuyla buluşmaktadır.                 Suat Tutak’ın uzun yıllardır Hür Söke, Söke Ekspres, Yeni Söke, Gerçek Gazetesi, Beşparmak dergisi, Sarızeybek gibi yerel yayın organlarında çeşitli yazı ve makaleleri yayınlanmış, yayımlanmaktadır. Şairin yerel basında ve ilçede kurulan kültür dernekleri ve yayınlanan kültür-Sanat dergilerinde her açıdan katkıları devam etmektedir. Bundan böyle de devam edecektir. Edebiyat, kültür ve sanat gönülden gelen bir sevdadır. Bu can bu tende durduğu sürece, bu yürek onlar için atacaktır.                                           

SUAT TUTAK                                                                                                                01.02.2005                                            

Suat Tutak’ın ulaşabileceğiniz:

http://my.opera.com/suattutak/blog
http://www.Antoloji.com/suat_tutak
http://www.Antoloji.com/siir/sair/sair.aps?sair=53191
http://üyeler.Antoloji.com/suattutak/
http://www.neobu.com/suattutak
http://www.sayfaturka.com/suattutak
http://suattutak.azbuz.com
http://sitemynet.com/suattutak
http://sitemynet.com/suattutak
http://suattutak1.blogcu.com
http://suattutak2.blogcu.com/6632851
http://suattutak.blogder.com
http://www.resimlerim.bloggum.com/
http://www.eski_dostlar.bloggum.com/
http://tr.netlog.com/clan/EMMANUEL
http://tr.netlog.com/suattutak
http://suattutak.hi5.com
http://www.suattutakdada.net
http://denge.iphorum.com/Türkü Türkü Türkiye'm
http://suattutak.tr.gg/Meltem Esintileri
http//www.skype.com/email/welcome/tr.TR/welcometwo/
http://www.picturretrail.com/suattutak
http://www.facebook.com/home.php
http://mail.google.com/

Oyhanata'dan Çanakkale Destanı (Oyhan Hasan BILDIRKİ)

Oyhanata'dan Çanakkale Destanı26 Mart 2008 Çarşamba 08:59Aydınlı yazar Oyhan Hasan Bıldırki'den Çanakkale Destanı'na özel kitap yayınevinden çıktı.ReklamAydınlı araştırmacı yazar Oyhan Hasan Bıldırki'nin kaleme aldığı Çanakkale Destanı adlı kitap satışa çıktı.Yaşar Çağbayır'ın, Bıldırki'nin imza attığı çalışmaya yaptığı yorum ise şöyle:"Çanakkale"den bahsedilirken “destan” sözü de peşinden gelir. Çanakkale, destanla özdeşleştirilmiştir. Çünkü Çanakkale"de yaşananlar, yaşatılanlar gerçek olmasına rağmen insana gerçeküstü imiş gibi gelir. Gerçeküstü gibi görünen ama, yüzde yüz gerçek olan olaylarla doludur. Yıllar önce Kocaklar (Alperenler) diye bir kitap okumuştum; Dede Korkut havasında. Bir çırpıda bitivermişti. Hani Kitâb-ı Dedem Korkut âlâ Taife-i Oğuzan adını taşıyan altı yüz yıl önce kaleme alınmış 12 destansı hikâye var ya işte onun yirmi birinci yüzyılda devamı olarak yazılmış 12 destansı hikâye daha... Beni çok etkilemişti. Aynı şekilde geçen yıl da Azerî yazarlardan Anar Resuloğlu Rızayev"in kaleme aldığı Dédé Qorqud"unu okurken de aynı duyguları yaşamıştım. Ben Dede Korkut üslûbunu çok severim. Öyle uzun uzadıya tasvir bölümleri yok gibidir. Ama kişiler, yerler, olaylar bol bol sıfatlarla bezenerek anlatılır. Bakın şu duanın ve duadaki ifadelerin güzelliğine: “Yerli kara dağın yıkılmasın. Gölgeli kaba ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kanatlarının ucu kırılmasın. Kadir, seni nâmerde muhtaç etmesin. Koşarken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Allah"ın verdiği ümidin kesilmesin. Âhir sonu arı imandan ayırmasın. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Derlesin toplasın, günahımızı adı güzel Muhammed"e bağışlasın hanım hey!..”
Benzer ifadeyi Anar"ın Dédé Qorqud"unda da bulabiliyoruz. “Boğazca Fatma yemék yeyirdi. İri bir baş soğanı ézmişidi, yumurlayıb tikénin üstüné qoymuşdu, indi bu yeké loxmanı ağzına tıxayıb, üstündeén barmağıyla basırdı, az qalırdı néfési késilé. Ayna Mélék ona dérdini danışırdı. Fatma yeméyindén qalmadan ula asırdı, ara bir başını déyéyé soxan uşaqların hérésine bir tiké verib yola salırdı.”
Bu girişten sonra Bıldırki"nin son yayınladığı kitabına dönecek olursak, 1989 yılında yayınladığım Söke kitabında yer alan şu ifadeleri aynen tekrar etmek durumundayım:
“Bıldırki, Dede Korkut üslûbunda kaleme aldığı millî hikâyelerini Koçaklar"da toplamıştır. Çanakkale gibi milletimizin bütün fertlerini can evinden yaralamış olan kahramanlıklar yumağından etkilenmiş olarak bu hikâyeleri yazmış olduğunu ifade ediyor.”
Sonrasını Çanakkale Destan Destan"ın önsözünden takip edebilirsiniz. O yıllarda kardeş kavgasından başımızı kaldırıp da tarihimize ve tarihî değerlerimize şöyle bir göz atmak fırsatını bulamamıştık herhalde. Çanakkale ile ilgili sadece birkaç milliyetçi dernek veya kişiler söz ediyordu. İşte bu yüzden Bıldırki, Çanakkale"yi konu edinen hikâyeleri yazmak lüzumunu hissediyor ve kendisini bu yola hasrediyor. Bence sadece hikâyeleştirmiyor. O hikâyeleri bir de “Oğuz"un tamam bilicisi Korkut Ata”nın üslûbuyla süslüyor. Dede Korkut üslûbunu taklit etmek kolay değildir. O günün diliyle söylemeye kalkışırsanız başarılı olabilirsiniz. Ama o zaman da anlaşılmazsınız. O üslûbu, bugünün Türkçesiyle taçlandırmalısınız ki, güzel bir ifade çıksın. Hem olaylarıyla tarih, üslûbuyla bir başka tarihi yaşayasınız. Şu anlatıma şeyle bir göz atalım: “Kara gece bitip tan yeri ağarınca, koçlar koçu Mustafa Kemal kalkıp yerinden doğruldu. Cümle komutanlarıyla birlikte yola koyuldular. Kara dinli kâfirin otuz adım berisindeki Conk Tepesi"ne geldi. Siperlerdeki gazi dervişlerimize, alp erenlerimize güzel sözler söyledi. Hepsinin gönlünü hoş eyledi. Hücum vaktine kadar koçlar ve koçaklarımızla şakalaştı.”
Aydınpost Özel    Oyhanata'dan Çanakkale Destanı26 Mart 2008 Çarşamba 08:59Aydınlı yazar Oyhan Hasan Bıldırki'den Çanakkale Destanı'na özel kitap yayınevinden çıktı.ReklamAydınlı araştırmacı yazar Oyhan Hasan Bıldırki'nin kaleme aldığı Çanakkale Destanı adlı kitap satışa çıktı.Yaşar Çağbayır'ın, Bıldırki'nin imza attığı çalışmaya yaptığı yorum ise şöyle:"Çanakkale"den bahsedilirken “destan” sözü de peşinden gelir. Çanakkale, destanla özdeşleştirilmiştir. Çünkü Çanakkale"de yaşananlar, yaşatılanlar gerçek olmasına rağmen insana gerçeküstü imiş gibi gelir. Gerçeküstü gibi görünen ama, yüzde yüz gerçek olan olaylarla doludur. Yıllar önce Kocaklar (Alperenler) diye bir kitap okumuştum; Dede Korkut havasında. Bir çırpıda bitivermişti. Hani Kitâb-ı Dedem Korkut âlâ Taife-i Oğuzan adını taşıyan altı yüz yıl önce kaleme alınmış 12 destansı hikâye var ya işte onun yirmi birinci yüzyılda devamı olarak yazılmış 12 destansı hikâye daha... Beni çok etkilemişti. Aynı şekilde geçen yıl da Azerî yazarlardan Anar Resuloğlu Rızayev"in kaleme aldığı Dédé Qorqud"unu okurken de aynı duyguları yaşamıştım. Ben Dede Korkut üslûbunu çok severim. Öyle uzun uzadıya tasvir bölümleri yok gibidir. Ama kişiler, yerler, olaylar bol bol sıfatlarla bezenerek anlatılır. Bakın şu duanın ve duadaki ifadelerin güzelliğine: “Yerli kara dağın yıkılmasın. Gölgeli kaba ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kanatlarının ucu kırılmasın. Kadir, seni nâmerde muhtaç etmesin. Koşarken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Allah"ın verdiği ümidin kesilmesin. Âhir sonu arı imandan ayırmasın. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Derlesin toplasın, günahımızı adı güzel Muhammed"e bağışlasın hanım hey!..”
Benzer ifadeyi Anar"ın Dédé Qorqud"unda da bulabiliyoruz. “Boğazca Fatma yemék yeyirdi. İri bir baş soğanı ézmişidi, yumurlayıb tikénin üstüné qoymuşdu, indi bu yeké loxmanı ağzına tıxayıb, üstündeén barmağıyla basırdı, az qalırdı néfési késilé. Ayna Mélék ona dérdini danışırdı. Fatma yeméyindén qalmadan ula asırdı, ara bir başını déyéyé soxan uşaqların hérésine bir tiké verib yola salırdı.”

Bu girişten sonra Bıldırki"nin son yayınladığı kitabına dönecek olursak, 1989 yılında yayınladığım Söke kitabında yer alan şu ifadeleri aynen tekrar etmek durumundayım:
“Bıldırki, Dede Korkut üslûbunda kaleme aldığı millî hikâyelerini Koçaklar"da toplamıştır. Çanakkale gibi milletimizin bütün fertlerini can evinden yaralamış olan kahramanlıklar yumağından etkilenmiş olarak bu hikâyeleri yazmış olduğunu ifade ediyor.”
Sonrasını Çanakkale Destan Destan"ın önsözünden takip edebilirsiniz. O yıllarda kardeş kavgasından başımızı kaldırıp da tarihimize ve tarihî değerlerimize şöyle bir göz atmak fırsatını bulamamıştık herhalde. Çanakkale ile ilgili sadece birkaç milliyetçi dernek veya kişiler söz ediyordu. İşte bu yüzden Bıldırki, Çanakkale"yi konu edinen hikâyeleri yazmak lüzumunu hissediyor ve kendisini bu yola hasrediyor. Bence sadece hikâyeleştirmiyor. O hikâyeleri bir de “Oğuz"un tamam bilicisi Korkut Ata”nın üslûbuyla süslüyor. Dede Korkut üslûbunu taklit etmek kolay değildir. O günün diliyle söylemeye kalkışırsanız başarılı olabilirsiniz. Ama o zaman da anlaşılmazsınız. O üslûbu, bugünün Türkçesiyle taçlandırmalısınız ki, güzel bir ifade çıksın. Hem olaylarıyla tarih, üslûbuyla bir başka tarihi yaşayasınız. Şu anlatıma şeyle bir göz atalım: “Kara gece bitip tan yeri ağarınca, koçlar koçu Mustafa Kemal kalkıp yerinden doğruldu. Cümle komutanlarıyla birlikte yola koyuldular. Kara dinli kâfirin otuz adım berisindeki Conk Tepesi"ne geldi. Siperlerdeki gazi dervişlerimize, alp erenlerimize güzel sözler söyledi. Hepsinin gönlünü hoş eyledi. Hücum vaktine kadar koçlar ve koçaklarımızla şakalaştı.”
Aydınpost Özel